“`html
IMF’nin Türkiye Raporu: Ekonomi Üzerine Önemli Bulgular
Uzmanlar, hizmet enflasyonunu “ilginç bir şekilde yapışkan” hale getiren temel faktörlerin geçmiş yıl bazlı endeksleme alışkanlığı olduğunu belirtiyor. Okul ücretlerinden kiralara kadar birçok şey, bir önceki yılın enflasyonuna göre belirleniyor; bu da fiyat artışlarını takip eden yıllara taşıyan bir döngü yaratıyor.
Uluslararası Para Fonu (IMF) Kuruluş Sözleşmesi’nin 4. maddesi, üye ülkelerin dış ticaret ve döviz politikaları üzerindeki sorumluluklarını düzenliyor. Bu madde çerçevesinde, üye devletler ekonomik büyümeyi desteklemek ve fiyat istikrarını sağlamak amacıyla belirli yükümlülüklere sahiptir.
Bu yükümlülükler şunlardır:
- Düzensizliğe yol açmayacak şekilde parasal ve mali politikalar yürütmek (istikrarlı ekonomi politikaları),
- Ödemeler dengesinde haksız avantaj sağlamamak için döviz kuru manipülasyonlarından kaçınmak (manipülasyon yapmamak),
- Döviz kurları konusunda piyasa koşullarına uyumlu bir yapı sergilemek (piyasa koşullarına saygı).
IMF, bu bağlamda her üye ülkenin yükümlülüklere uygunluğunu denetleme sorumluluğuna sahiptir. Bu süreç dünya genelinde “Madde 4 Görüşmeleri” olarak adlandırılmaktadır. IMF heyetleri, her yıl üye ülkeleri ziyaret ederek, hükümet yetkilileri ve merkez bankası yöneticileriyle görüşerek ekonomik politikaları değerlendiriyor.
Türkiye Ekonomi Yönetimi Başarıyla İlerliyor
Türkiye ile ilgili IMF tarafından hazırlanan rapor, 14 Kasım 2025 tarihinde sona eren ekonomik görüşmeler sonrası tamamlandı ve 26 Ocak 2026 tarihinde kamuoyuna sunuldu. Raporda, Türkiye’nin ekonomi yönetiminin genel olarak başarılı bir grafik çizdiği vurgulanıyor.
Raporun dikkat çekici bulgularından biri, ekonominin maruz kaldığı çeşitli olumsuzluklara rağmen gösterdiği “beklenmedik direnç”. Ayrıca, sıkı para politikası ve mali disiplin sayesinde Eylül 2024’te yüzde 49,4 olan enflasyonun Aralık 2025 itibarıyla yüzde 30,9’a gerilemesi, dezenflasyon programının başarıyla yürütüldüğünü gösteriyor.
Türkiye’nin yüksek faiz oranlarının büyümeyi yavaşlatacağı düşünülirken, IMF, Türkiye ekonomisinin 2025 yılında yüzde 4,1 ve 2026 yılında yüzde 4,2 civarında büyüyeceğini öngörüyor. Ancak, “Bu kadar yüksek faizle harcama iştahı nereden geliyor?” sorusunu akıllara getiriyor.
Yüksek Enflasyon Beklentisi ve Yatırım Eğilimleri
Hanehalkı, yüksek enflasyon beklentileri nedeniyle TL varlık yatırımlarını azaltarak altına yönelmiş durumda. Merkez Bankası’nın Hanehalkı Beklenti Anketi’nde, altın yatırımı en yüksek oranda tercih edilen yatırım aracı oldu (Şubat yüzde 55,5). Gayrimenkul ise yüzde 30,0 ile ikinci sırada yer aldı.
IMF uzmanları, dünya genelindeki altın fiyatlarındaki artışın Türk toplumunda devasa bir “servet etkisi” yarattığını ve bu durumun yüksek faiz baskısını dengelediğini belirtiyor.
Hizmet enflasyonunun yapışkan doğası, raporda önemli bir mesele olarak gündeme geliyor. Rapor, hizmet enflasyonunun genel enflasyon içindeki payının yüzde 30’dan yüzde 55’e çıkmasının, geçmişe dayalı endeksleme alışkanlığından kaynaklandığını ifade ediyor.
Yenilenebilir Enerji ve Ekonomik Dönüşüm
Raporda dikkat çeken bir diğer nokta ise yenilenebilir enerji yatırımları. Türkiye’nin rüzgar ve güneş enerjisi yatırımlarının, sadece çevresel fayda sağlamakla kalmayıp, aynı zamanda cari açığa karşı güçlü bir “makroekonomik zırh” görevi gördüğü vurgulanıyor. Yenilenebilir enerjinin elektrik üretimindeki payının yüzde 22’ye ulaşması, Türkiye’nin enerji bağımlılığını azaltma yönündeki çabalarının bir parçasıdır.
Sonuç olarak, IMF’nin önerisi olan “Politika faizi, 2024 nihai oranına yaklaşmalı” ifadesi, TCMB’nin politika faizinin mevcut seviyelerin üzerinde tutulması gerektiğini belirtmektedir. Bu bağlamda, Türkiye’nin ekonomik geleceği üzerine atılacak adımlar büyük önem taşımaktadır.
Önümüzdeki dönem, TCMB’nin bu uyarılara nasıl yanıt vereceğini göreceğiz.
“`