Perde Kapandı, Mirası Yaşayacak: Haldun Dormen

“`html

Türk tiyatrosunun Cumhuriyet dönemi boyunca modernleşme sürecinde öncü bir figür olan Haldun Dormen, sadece sahnedeki varlığıyla değil, aynı zamanda oyunculuk, yönetmenlik, eğitim ve kurum kuruculuğu gibi birçok alanda önemli bir isimdi. Dormen, tiyatroyu yalnızca bir gösterim alanı olmanın ötesine taşıyarak onu kültürel bir disiplin ve sürekli bir pratik haline getirdi. Oluşturduğu sahneler ve repertuvar anlayışıyla, Türkiye’deki modern tiyatronun kurumsal gelişiminde büyük bir yer tuttu.

“Türk tiyatrosunu kurtarma hedefim olmadı; ben doğru tiyatro yaratmayı arzuladım…”

Haldun Dormen bu ifadelerle kendini tanımlıyordu. Günümüzde onun kaybıyla, Türk tiyatrosunun Cumhuriyet dönemine uzanan kurucu belgelerinden bir bölüm kapandı. Dormen, tiyatroyu bir gösterim alanı olmanın deline ötesine geçirdi; ona kültürel bir yön ve süreklilik kazandırdı.

Tiyatroya Duyulan Tutkuyla Başlayan Yolculuk

Haldun Dormen, Türk tiyatrosunun hafızası ve sahnedeki canlılığının simgesiydi. Sadece bir yönetmen veya oyuncu değil; modern müzikal ve vodvil geleneklerinin ilk temellerini atan, sahneyi bir eğitim alanı haline getiren öncü bir sanatçıydı. Tiyatro tarihimizde bıraktığı iz, çocukluk döneminde büyüdüğü kültürel ortam ve yurtdışında aldığı eğitim ile şekillendi.

Haldun Dormen, 1928’de Mersin’de, başarılı bir iş insanının oğlu olarak dünyaya geldi. Ailesiyle İstanbul’a taşındığında henüz bir yaşındaydı ve burada yaşamının büyük bir kısmını geçirecekti. Ortaokulu Galatasaray Lisesi’nde okudu ve tiyatro sahnesiyle ilk kez bu yıllarda tanıştı. Okulda yer aldığı Demirbank adlı oyundaki 25 kuruşluk rolü, onun sahne hayatında attığı ilk adım oldu. Yapı Kredi Yayınları’ndan yayımlanan Anılar adlı biyografisinde, ilk rolünün kendisi için “o yılların en güzel anısı” olduğunu belirtmiştir. Sekiz yaşında geçirdiği bir kaza sonucu sol ayağında sakatlık olsa da, tiyatro ile olan bağı asla zayıflamadı.

Haldun Dormen’in Yıldız Moran tarafından çekilen fotoğrafı. Fotoğraf: @haldundormen Instagram sayfası

O yıllarda hayatında önemli bir yer tutan başka bir olay da, Tepebaşı Dram Tiyatrosu’nda izlediği Othello oldu. Bu anıyı yıllar sonra şöyle anlatmıştı:

“Saat 20.30’da geleneksel ziller çaldı ve kırmızı kadife perde ağır ağır açıldı. O an, inanılmaz bir rüyadaymışım gibi hissettim. Sahnede Othello oynuyordu. Hadi Hün, Cahide Sonku ve Talat Artemel gibi isimler sanki yalnızca benim için sahnedeydiler. Shakespeare’in adını ilk kez o gece duydum. Othello’nun kıskançlığı ve Cahide Sonku’nun güzelliği karşısında büyülenmiştim. O gün sinemaya olan tutkumdan vazgeçip tiyatroda karar kıldım.”

Othello büyük bir dönüşüm için önemli bir eşikti. Ardından, İngilizce öğrenip Amerika’ya tiyatro ve sinema eğitimi almak hedefiyle Robert Koleji’ne girdi. Lise eğitimini burada tamamladıktan sonra, tiyatro aşkı onu Amerika’ya götürdü. Yale Üniversitesi Tiyatro Bölümü’nden onur derecesiyle mezun olduktan sonra, New York, Hollywood ve Paris gibi şehirlerde sahne ve sinema deneyimlerini bir araya getirdi.

Sahneye Damga Vuran Yıllar

İstanbul’a 1954 yılında geri döndüğünde, Muhsin Ertuğrul’un tiyatrosuna başvurdu. Bu anıyı ise şöyle anlatıyordu:

“Küçük Sahne’ye gidip Muhsin Bey’e geldiğimi bildirmeye karar verdim. Hemen çalışmaya başlamak istiyordum.”

Büyük bir heyecanla gittiği Küçük Sahne’de, Muhsin Ertuğrul onu sıcacık karşıladı:

“Neredeydin Haldun Paşa? Gözümüz yollarda kaldı,” diyerek yanaklarından öptü. Bu, onun için büyük bir rahatlama sağladı. Bu adamın insanlara huzur veren, mutluluk getiren bir yanı vardı.

Küçük Sahne’deki ilk tanışmaları Sadri Alışık, Münir Özkul ve Cahit Irgat ile oldu. Buradaki ilk oyunu ise Cinayet Var… şeklindeydi. Oyun ardından farklı eleştiriler alındı.

“Oyunun ardından birçok yorum yapıldı. Bazıları, ‘Büyüleyici bir yetenek var bu genç oyuncuda,’ derken, bazıları ‘Bu rolden pek bir şey anlayamadık; bakalım ileride neler yapacak?’ diye belirtti.”

Ayfer Feray ve Altan Erbulak ile “Sevgilime Göz Kulak Ol” oyununun görüntüsü, 1974. Fotoğraf: @haldundormen Instagram sayfası

Muhsin Ertuğrul’un yanında bir buçuk yıl süreyle oyunculuk deneyimi kazandı ve Türk sahnesinin detaylarını öğrendi. Sonrasında, Beyoğlu’nda küçük ama etkili bir adım atarak 60 kişilik bir salon olan Cep Tiyatrosu’nu kurdu. Madonna’nın Portresi ve Pierre Patheline ile perdeleri açan tiyatronun bu dönemi için şunları yazdı:

“… Köhne bir apartmanın ikinci katında, her geleni şaşırtacak güzellikte bir tiyatro yaratmıştık. Küçük sahnesi, mavi koltukları ve önünde dizilen eski usul gaz lambaları ile ziyaretçileri büyülüyordu. Sonucun bu kadar başarılı olabileceğini tahmin etmemiştim.”

Cep Tiyatrosu, açıldığı andan itibaren büyük bir etki yarattı. Küçük salon, neşeli ve coşkulu kalabalık ile dolup taştı. Haldun Dormen, Pierre Pathelin ile ilgili, “Hayatım boyunca sahneye koyduğum en iyi oyun olabilir,” şeklinde yorumda bulundu.

Cep Tiyatrosu

Ortaçağ farsını pandomim ile zenginleştirdiği bu yorumda, oyuncular aksesuarları mimik üzerinden canlandırıyor; sahnedeki atmosfer de sözsüz beden dili ile oluşturuluyordu. Kumaşçıyı canlandıran Ayhan adındaki genç oyuncunun sahne konforu ve komedi yeteneği, oyunun en beğenilen anlarını oluşturuyordu. Ayhan ayrıldığında rolü Erol Günaydın devraldı ve oyun aynı coşkuyla devam etti.

Cep Tiyatrosu, kısa sürede biletleri tükenen bir mekan haline geldi. Dormen, bu dönemi “Sanatımda yönetim becerilerimi kabul ettirdiğim yer burasıydı,” şeklinde tanımlayacaktı. Ayrıca, bu tiyatro, genç tiyatroculara, amatör topluluklara, edebiyat etkinliklerine ve sergilere kapı aralayarak yerel sanatı destekleyen bir alan oldu. Orhan Peker ilk sergisini burada açarken, Azra Erhat ve Haldun Taner gibi birçok kişi de yer aldı.

Oyunların başarısı, yeni prodüksiyonlar gerektirmeyecek kadar güçlüydü. Pierre Pathelin ve Madam’ın Portresi aylarca sahnede kaldı. Böylece Cep Tiyatrosu, İstanbul’un sanat hayatında yalnızca bir sahne değil, aynı zamanda bir kültürel merkez haline geldi.

Nisa Serezli, Nevra Serezli ve Turgut Boyalı ile “Çıplak Ayak” oyunu, 1966. Fotoğraf: @haldundormen Instagram sayfası

Dormen Tiyatrosu Perdelerini Kaldırıyor

Cep Tiyatrosu açılıp bir yıl sonra yeni oyunlarla yeniden açılmak üzere kapandı. Aynı dönemde, Yapı Kredi Bankası’nın düzenlediği küçük sahne turnesine Adana, Ankara, İzmir, Balıkesir ve Bursa dahil oldu. Bu turne, İstanbul’dan yerel tiyatro çevrelerinin “lüks turne” dediği nadir organizasyonlardandı.

Turneden sonra askerlik görevini yapmak için Ankara’daki Piyade Okulu’na gitti. Askerlik döneminin başları zorluydu ama bu süreçte Cep Tiyatrosu’nun kesintiye uğraması onu üzdü; ancak bu durumu, askerlik dönüşünde çocukluğundan beri hayalini kurduğu tiyatroyu büyütmek için bir fırsata dönüştü.

“Ağustos’ta askeri görevimi üsteğmen olarak tamamladım ve yıldız yokuşunu tırmanmaktan kurtuldum. Artık uzun zamandır hayalini kurduğum, çocukluğumda temelini attığım Saranac Lake Tiyatrosu ve Cep Tiyatrosu ile geliştirdiğim hayalime kavuşmama hiçbir engel kalmamıştı.”

Artık Dormen Tiyatrosu için sahne açma zamanı gelmişti. O günleri “Beyoğlu’na renk katacak, İstanbul’un sanat yaşamına hız getirecek bu topluluk hazırdı,” şeklinde geçirdi. Genç ve çoğunlukla amatör bir kadroyla heyecan ve inançla yola çıkan bu girişim, sanat çevreleri tarafından eleştirilere maruz kaldı; “Başaramayacaklar” dediler.

Ayfer Feray ve Nisa Serezli ile. Fotoğraf: @haldundormen Instagram sayfası

Sezon başında Dormen Tiyatrosu büyük bir heyecanla başladı. Kadro gençti ve güçlü bir kadın başrol oyuncusuna ihtiyaç vardı. Bu nedenle sahneye konması planlanan Kraliçeler ve Asiller ertelendi; yerine O’Neill’in Karaağaçlar Altında adlı oyunu sahnelendi.

Bu oyunun kadrosunda Yılmaz Gruda, Erol Keskin, Fikret Hakan, Necdet Ayberk, Yıldız Alpar gibi isimler vardı, fakat boş kalan rol için bir ilan verildi. Bu ilan, tiyatronun kapısından içeri giren genç bir yetenek olan İzzet Günay’ı getirmişti. Aynı zamanda Dormen Tiyatrosu’nun ilk stajyeri oldu.

Bir Eğitim Kurumu Olarak Dormen Tiyatrosu

Dormen’in tiyatrosunda stajyerlik, yalnızca sahneye çıkmak değil, aynı zamanda tiyatronun temelini öğrenmek anlamına geliyordu. Sahne amirliğinden rejisörlüğe giden bu eğitim yolu zamanla Yılmaz Köksal, Metin Serezli, Altan Erbulak, Hadi Çaman, Aydemir Akbaş, Gülse Birsel, Yüksel Gözdağan ve Göksel Kortay gibi birçok sanatçının yetişmesine olanak tanıdı. Böylece Dormen Tiyatrosu, sadece oyun sahneleyen bir yer olmaktan çıkıp Türk tiyatrosunun en verimli okullarından biri haline gelecekti.

Tiyatro, en parlak dönemini 1957–1972 yılları arasında yaşadı. Bu süreçte sahneye taşıdığı eserlerle yalnızca bir repertuvar sunmadı; aynı zamanda yeni bir tiyatro dili oluşturdu. Papaz Kaçtı, Hedda Gabler, Fare Kapanı, Müfettiş, Puntila Ağa, Uşağı Matti,  Yer Demir Gök Bakır,  Şahane Züğürtler, Bit Yeniği ve Hisseli Harikalar Kumpanyası tiyatronun yaşamı boyunca en çok ilgi çeken eserleri arasındaydı.

İlk Müzikal: Sokak Kızı İrma

1961 yılında sahnelenen Sokak Kızı İrma, Türkiye’nin ilk müzikali olarak tanındı. Bu projeyi hayata geçirmek, birçok zorlukla doluydu. Müzik bulmakta güçlük çekiyor; tiyatro çevrelerinde “Bu işin ne anlamı var?” soruları dolaşıyordu. Türkiye’de bir müzikalin sahneye çıkması ilk kez gerçekleşiyordu ve çoğu kişinin buna başarısızlık gözüyle baktığı bir dönemdi. Oyuncuların şarkı söyleme ve dans etme yetenekleri yoktu; hangi orkestranın çalacağı ya da yönetmenin kim olacağı belirsizdi.

Fotoğraf: @haldundormen Instagram sayfası

Dormen, o günleri “Yönetmenim olarak kimse beni kabul etmiyordu; ama müzikal tamamen farklı bir şeydi,” diyerek tanımlıyordu. Devlet Tiyatrosu’nun bile girme cesaretinde bulunmadığı bu alana yönelmesi, birçok kişi tarafından çılgınlık olarak değerlendiriliyordu. Hatta yazar Refik Erduran, “Haldun gerçekten çıldırdı, İrma fiyaskosundan sonra hiçbiri onu kurtaramaz,” şeklinde bir haber bile göndermişti. Ancak küçük bir ekip ona inandı. Başarı elde ederse, İrma dönüm noktası olacaktı… Provalar ilerledikçe, İrma, aklımı meşgul etmeye başladı.

” Geceleri çok geç yatmama ve gün boyunca büyük yorulmalara rağmen, her sabah yedide İrma’nın melodisiyle uyanıyordum. Geceleri uykularımda bile İrma beni terk etmiyordu.”

İlk başta herkesin şüpheyle yaklaştığı bu girişim, Türk tiyatro tarihinin en cesur ve belirleyici adımlarından biri haline geldi. Uzun ve zorlu hazırlık sürecinin ardından Sokak Kızı İrma, Türkiye’nin ilk müzikali olarak sahnelendi. Gülriz Sururi’nin başrolde yer aldığı yapım, ilk gösteriminden itibaren büyük yankı uyandırdı. Dormen, o anı “Alkış ve tebriklerle örülen garip bir çember oluştu etrafımda,” şeklinde anmıştır. İrma, İstanbul Festivali’nin açılış gösterisi olarak Dram Tiyatrosu’nda yer aldı; Atlas Sinemasındaki gala gecesi ise uzun kuyruklarıyla hafızasına kazındı.

Ve hemen ardından, yıllar önce Tepebaşı Dram Tiyatrosu’nda izlediği Othello ile bağ kuran Cahide Sonku, bu kez Dormen Tiyatrosu sahnesine Taşra Kızı ile dönüş yapacaktı.

Şeytan Tüyü Filmi afişi çekimlerinden. Fotoğraf: @haldundormen Instagram sayfası

Türk Tiyatrosunda Bir Dönüm Noktası

Yaklaşık yirmi yıl boyunca Dormen Tiyatrosu, Türk tiyatrosunun en verimli dönemine öncülük etti; dünya çapında önemli metinleri sahneye taşıdı ve müzikalleri Türk seyircisiyle buluşturdu. Türk sahnesinin modernleşmesi ve çeşitlenmesinde önemli bir rol üstlendi. Seyircileri yeni bir sahne diliyle tanıştırarak tiyatronun eğlenceli yanını da güçlendirdi. Ayrıca genç yeteneklerin keşfedilip yetiştiği bir okul işlevi gördü. Yenilikçi repertuvarları sayesinde tiyatroyu daha geniş izleyici kitleleriyle buluşturarak kültür hayatında büyük bir etki yarattı.

Haldun Dormen, Anılar adlı eserinde kapanış gecesini, Beyoğlu’nun kaldırımlarından tiyatroya ilerlerken hissettiği tüm anılarla tasvir eder; yıllar içinde izlediği o sokakların artık kendisinden bir parçayı uğurladığını kaleme almıştır. Dormen Tiyatrosu 1977 yılında kapılarını kapatınca, Beyoğlu’nun hafızasından da bir dönem sessizce silinmiş oldu.

Tiyatro, 1984 yılında Feriköy’de yeniden açıldı ancak mekânsal koşullar ve kadronun dağılması nedeniyle eski ihtişamına bir daha dönemedi ve kısa süre sonra kapandı. Ancak geride bıraktığı etki, Türk tiyatro tarihinde kalıcı bir iz olarak yaşamaya devam etti.

 

Bu gönderiyi Instagram’da gör

 

Haldun Dormen (@haldundormen)’in paylaştığı bir gönderi

Bir Ustanın Tiyatro Yolculuğu: Yaparsın Şekerim

1960’ların ortalarında sinemaya da adım atan Dormen, Bozuk Düzen (1966) ve Güzel Bir Gün İçin (1967) filmleri ile Altın Portakal’da ödüller kazandı; fakat gişedeki karşılığı pek tatmin edici olmayınca yeniden sahneye döndü. Yıllar sonra “Kalbim hep tiyatroda attı,” diyerek hislerini dile getirdi. Televizyonda da Unutulanlar, Dadı, Popstar gibi programlarla farklı kuşakların hafızalarında yer edindi.

Dormen, tiyatroyu bir ahlak ve disiplin meselesi olarak gören bir sanatçı olarak sahnede birçok yeniliğin önünü açtı; suflörün kaldırılmasından, dekor ve kostüm anlayışının çağdaşlaşmasına kadar uzanan bu yaklaşım, Türk tiyatrosunda kalıcı iz bıraktı. Kültürel politikalar hakkındaki eleştirel duruşunu ise her fırsatta açıkça dile getirdi. Onursal doktora unvanı, Devlet Sanatçısı payesi ve birçok ödülle taçlandırdığı kariyerini; Sürç-ü Lisan Ettikse, Antrakt ve İkinci Perde gibi eserleriyle kalıcı kıldı.

“Kibarlık Budalası” oyunundan 2020. Fotoğraf: @haldundormen Instagram sayfası

Bu büyük yolculuk, Yaparsın Şekerim belgeseli ile sinema perdesine taşınmış oldu. Belgesel, Dormen’in tiyatro yolculuğu, yakın çevresinin tanıklıkları eşliğinde; sahnede ve eğitim kurumlarındaki bıraktığı izlerin, kuşaktan kuşağa aktarılan bir belleğe dönüşümünü anlatıyordu. Netflix’te yayınlanan Selçuk Metin’in yönettiği bu yapım, sadece bir ustayı değil, bir geleneği, bir sahne ahlakını ve vazgeçmeyen bir inadı selamlıyordu.

Haldun Dormen’in Kalıcı Mirası

Sonuç olarak, yalnızca sahneden çekilen bir sanatçı değil; bir üslup, bir etik ve bir tiyatro inancı da kaybedildi. Haldun Dormen’in bıraktığı miras, sahnedeki bir alkıştan çok daha fazlasını ifade ediyor: inat, üretkenlik ve umut… Elden bırakmamayı öğreten derin bir yaşam dersi. Haldun Dormen’e, Pierre Pathelin kapanış gecesinde yazdığı şiirle veda ediyoruz:

Dur perdeci, dur, dur
Bitirmedik oyunu
Şu küçük şarkımızla
Bağlayalım sonunu

Sonunu bağlayalım, sonunu
Şimdi perde inecek
Çünkü oyun bitecek
Haydi evlerinize
Haydi, haydi, haydi
Saadet dileriz hepinize…

“`